SERTAÇ CİHAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SERTAÇ CİHAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mübadil Aile Hikayeleri: SELANİK LANGAZA iSTAFENYA KÖYÜ MÜBADİLİ MUHİTTİN KOZALI'NIN AİLE HİKAYESİ / Sertaç CİHAN



Anlatan: Muhittin Kozalı (3. Kuşak Mübadil)

Osmanlı Devletinin Selanik Vilayeti Langaza kazası İstafenya köyü ahalisi çiftçilik ve hayvancılık yaparak hayatlarını sürdüren Yörüklerin yaşadığı Osmanlı köyüdür. Tahminen 1840lı yıllarda köyde yaşayan  delikanlılardan Mümin ile Ayşe  ailelerinin rızasıyla evlendirilirler. Bu evlilikten 1868 tarihinde Aziz adını verdikleri oğulları dünyaya gelir. Aziz 4-5 yaşlarındayken annesi vefat eder. Öksüz kalan Aziz,  babaannesinin  himayesinde çocukluk yıllarını geçirir. Dul kalan babası akrabaları tarafından evlendirilir. Bu evlilikten Ahmet adında bir çocukları dünyaya gelir.

Aziz ve kardeşi Ahmet, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını ailesi ve akrabalarıyla çiftçilik ve hayvancılık işlerine yardım ederek mutlu bir şekilde geçirirler.

Aziz delikanlılık yıllarında uzun boylu, iri yarı yakışıklı bir genç olarak her Rumelili delikanlı gibi yağlı güreşe ilgi duyar. Güreş mevsiminde köyünde ve civar köylerdeki düğünlerde, panayırlarda yağlı güreş tutar; bu merakı nedeniyle zembilini alıp, günlerce güreş yapılan köyleri gezer, güreşlerde kazandığı koyun, keçi ve diğer ödüllerle köyüne döner. Güreşe olan bu ilgisi evlendikten sonra dahi bir süre devam eder.

Mübadil Aile Hikayeleri: KOZANA KAYLABOSU'LU ARİZE SARIKAYA'NIN AİLE HİKAYESİ / Sertaç CİHAN


İsmail'in oğlu Molla Hüseyin

Buhara'dan Anadolu'ya gelmişler. Konya'ya yerleşmişler. Konya'da yaklaşık 100-150 yıl kaldıktan sonra Rumeli'nin fethedilmesi ile birlikte çalışkan ve becerikli oldukları için Fatih Sultan Mehmet tarafından Balkanları Türk ve Müslüman hale getirmek üzere Selanik'e gönderilirler. O zamanki adı ile Kaylabosu'na yerleştirilirler. Büyük dede İsmail'in ailesi, 600 koyunu, 40 merkebi, 3 tane evi olan geniş arazisinde tarımla uğraşan Kaylabosu'nun sayılı ailelerinden biri... 

Balkan savaşlarının kaybedilmesinin ardından Yunanistan'da yaşayan Müslüman Türkler, mübadeleye kadar köylerinde tam bir esir hayatı yaşamaya başlarlar. Çeteler tarafından sürekli tehdit edilmektedirler. Çetelere karşı köyün erkekleri gece-gündüz köylerini korumak için nöbet tutarlar. İsmail Dede, Yunan çeteler köylerine geldikleri zaman ailesini ve köyünü korumak için onlara bir koyun vererek köyden uzaklaşmalarını sağlar. 

RUMELİ USULÜ TARHANA TARİFİ / Sertaç CİHAN



Merhaba,

Tarhana.. Her hastalandığımızda bizi ayağa kaldıran kıymalısını ayrı, tavuk suyu ile yapılanı ayrı sevdiğim şifa deposu çorbam... Çorbanın her türlüsüne bayılırım, günüm geçmez. Sanıyorum sadece çorba içerek yaşayabilirim.

Yılmaz ÖZDİL, ZEYTİN  adlı yayınında "Rahmetli anneanneniz ovalaya ovalaya tarhana yaparken, amaaan boşver deyip, tarifini bi kenara yazmadınız ve marketten hazır çorba aldınız ya, işte maalesef o nedenle GDO’dan kurtulamazsınız." diye ne de güzel özetlemiş olayı..

İşte bu yüzden dedim ki; hadi bakalım iş işten geçmeden sen de anneannenin tarhanasını öğren, bir kenara yaz bakalım...


5 kilo tarhana yapmak için gereken malzemeler

  • 1 kilo kuru soğan
  • 250 gr. acı biber
  • 1 kilo kırmızı biber
  • 500 gram yeşil tatlı biber
  • 1 demet maydanoz
  • 1 demet nane
  • Yarım demet dereotu
  • 1 kilo domates (Arzuya göre 1-2 tane daha domates ekleyebilirsiniz)
  • 1 kilo süzme yoğurt
  • 1 yumurta
  • 2 dilim ekmek içi (Maya olsun diye)
  • 5 kg Katmer ya da Çorum unu..

Yoğurt, yumurta, ekmek içi hariç; tüm sebzeleri yıkayıp, büyük büyük doğrayalım. Kırmızı ve yeşil biberlerin çekirdeklerini nispeten ayıklayalım. Acı biberin çekirdekleri ile hiç uğraşmayın. Yıkayın saplarını kesin. Eldivenle doğrayın! Yoksa akşama kadar ellerinizin yangısı size hayatı zindan eder.

Doğradığımız bütün sebzeleri 1 avuç tuz atarak düdüklüye koyalım. Hiç su koymayalım. 5-20 dakika haşlayalım. Ocağın altını kapatın. Düdüklünün ağzını açarak soğumaya bırakalım. 

Malzemeler ılıyınca plastik, kapaklı büyük bir kaba malzemelerimizi aktaralım. Tarhanayı alüminyum malzeme kullanılmış bir kapta kesinlikle  yoğurmayın. Çünkü tarhanamızı karartırmış. Anneden püf noktası..

Ilıyan sebzelerimizi plastik kabımıza alalım. Ardından yumurtamızı, süzme yoğurdumuzu 2 dilim ekmek içimizi malzemeye ekleyelim. Ekmek içi koymamızın sebebi tarhanamızın mayalanmasını sağlamakmış. Elimize yapışmayacak duruma gelinceye kadar unlayarak yoğuralım.

Bu arada tarhananızın acısını az bulduysanız eğer; bir avuç acı biberi daha 1 domates ile birlikte rondodan geçirip tarhananıza ekleyip tekrar yoğurabilirsiniz.

Tarhanamızın üzerine un serpip kapağını kapatalım. Dokunulmayan bir yerde üzerini sofra bezi ile saralım. 3 gün boyunca her gün sabah alabildiği kadar un ile yoğuralım. 5 kiloluk undan kalanını da  bitirene kadar..  Sonraki iki gün dokunmayalım. 5 günün sonunda yemek masamızın üzerine 2 kat  serdiğimiz sofra bezlerimizin üzerine tarhanamızı büyük büyük kopararak serelim. Üç gün çevire çevire kurutalım. O durumun resmini çekmemişim, üzgünüm..

Üçüncü günün sonunda iyice kuruyan tarhanalarımızı daha küçük boyutlara bölelim. Ardından kevgirden geçirmeye başlayalım. Eskiden ne kadar zordu tarhanayı geçirmek işi.. Saatler sürerdi. Komşular gelirdi. İmece usulü herkeste bir tencere, bir kevgir ovalaya ovalaya tarhana geçirilirdi. Şimdi daha kolay... Bir sürü robot var bu işi yapan...


Eski kadın hala kevgirle ovalaya ovalaya.. Yeni kadın tırt tırt robotla 1-2 saniyede...
Biraz iri olmuş olabilir ama.... Bir tur daha çevirsem bu sefer iyice ufalanıyor, kum gibi oluyordu...



Sonra fazla girip çıkılmayan bir odada, temiz bir örtünün üzerine serip 2-3 gün parmaklarımızla karıştıra karıştıra kurutalım. Kuruması önemli. İyice kurumazsa güvelenir. Ardından cam kavanozlara dolduralım. Afiyet olsun.

Sevgiler..

Kaynak: http://serhira.blogspot.com.tr/2015/11/rumeli-usulu-tarhana-tarifi.html

RUMELİ USULÜ KABAK BÖREĞİ TARİFİ / Sertaç CİHAN

Bugün sizlere şahane bir börek tarifi vereceğim. Annanemin tarifi Rumeli kökenli kabak böreği... Bu aralar lezzete çok önem vermeye başladım... Böyle giderse  sonum çok fena... Bol yumurtalı, yağlı, ballı, kaymaklı ne olursa kabulüm :)))



İÇ MALZEMESİ

1 kg yufka
1 kg kabak
1 su bardağı süt
1 yumurta
3 yemek kaşığı tereyağı
her türden evde kalmış peynir
yarım demet dereotu

YUFKALARIN ARASINA SÜRMEK İÇİN

3 yumurta
1 çay bardağı zeytinyağı
1 çay bardağı süt

KABAK BÖREĞİ

Kabaklarımızın dış kabuğunu sıyırdıktan sonra rendeleyelim. Tenceremize koyalım. 5-6 dakika kavuralım. Kabaklarımız suyunu bıraktıktan sonra ocağı kapatalım, soğumasını bekleyelim.



Soğuduktan sonra kabaklarımızı avucumuzun içinde hafifçe sıkarak süzgece koyalım.



Üç yemek kaşığı tereyağını eritelim.

Sıkılmış kabakları, evde kalmış peynirleri,1 su bardağı sütü, 1 yumurta, erimiş tereyağını, kıyılmış dereotlarını ekleyerek karıştıralım.

Diğer taraftan 1 çay bardağı süt,1 çay bardağı zeytinyağı ve 3 yumurtayı karıştırma kabına alalım. İyice çırpalım.

Fırın tepsimizi zeytinyağı ile iyice yağladıktan sonra ilk yufkamızı serelim. Zeytinyağı-süt-yumurta karışımını ilk kat yufkamızın üzerinde gezdirelim. İkinci kat yufkamızı serelim. Tekrar karışımdan dökelim. Ardından üçüncü kat yufkayı serelim. Karışımdan döküp hazırladığımız kabaklı içi yufkamızın üzerine yayalım. Dördüncü yufkayı kabaklı içimizin üzerine serelim. Kalan iki yufkayı da karışım, yufka sıralaması ile döşeyelim. En üstteki yufkamızın üzerine kalan karışımı döküp güzelce yayalım.



200 C önceden ısıtılmış fırında üzeri kızarıncaya kadar 35-40 dakika pişirelim.





Afiyet olsun.
Muharrem ayımız kutlu, oruçlarınız kabul olsun.

Sevgilerimle

Kaynak: http://serhira.blogspot.com.tr/2015/10/kabak-boregi.html

Mübadil Aile Hikayeleri - UTKU EMEL VARDAR ARIBAŞ'IN AİLESİNİN HİKAYESİ / Sertaç CİHAN


Emel hanımın babaannesinin ismi, nüfus kayıtlarında "Hayriye" aile arasında "Sabur nine"... O zamanki mübadil şivesi ile "Kaylabosu"nda (Kaleobası-Kayıobasında)1888 yılında  doğmuş. Annesi Cemile Papi, Sabur nineye altı aylık hamileyken, babası Rus harbinde ölmüş. Lakapları Süleymanoğulları.. 

Sabur nine, 1882 doğumlu, Lakabı Pehlivanlar olan Mustafa ile Tarakçılar köyünde 10 gün 10 gece süren düğünle evlenir. Sabur nine, ailenin tek çocuğudur ve babasının maddi durumu gayet iyidir. Kaylabosu'na üç katlı bir konak yaptırırlar. Evin içinde kullanılan tüm malzemeler Atina'dan getirtilir. Çiftçilikle uğraşırlar. Yanlarında çalışanlara o kadar değer verirler ki, bakımını yaptıkları tarlaların başına 2 katlı evler yaptırırlar. Hem rahatça otursunlar, hem de tarlalarla ilgilensinler diye... 

Çok büyük ve verimli arazileri varmış. Ambarların kilitlenmesi ikindi ezanında başlar, akşam ezanında bitermiş. Mustafa iri yarı, çok güçlüymüş... Güreşte sırtını kimse yere getiremezmiş... Taa ki onu bu dünyadan koparan kolera illetine yakalanıncaya kadar... 1919 yılında ölmüş. Öyle büyük bir salgınmış ki bu...

Salı günü, Sabur ninenin annesi Cemile Papi'yi;
Çarşamba günü, Mustafa'nın abisi Sadettin'i;
Cuma günü, biricik eşi Mustafa Pehlivan'ı;
Cumartesi günü Sabur ninenin küçük oğlunu bu dünyadan koparmış. Bir haftada evinden dört cenaze çıkan Sabur nine acıların en büyüğünü yaşamış. Bu dünyada iki küçük evladıyla Şehabettin ve Azbiye (Nüfus kayıtlarındaki ismi Hayriye) ile kalakalmış. 

Acılar henüz bitmemiştir. Hasretin daha da büyüğü geridedir: Memleket hasreti...

Mübadele olduğunda Sabur nine 36 yaşında... Oğlu Şehabettin 15, kızı Hayriye 9 yaşında... Şehabettin 7 yaşında hafız olmuş... Babası Mustafa Pehlivan onun hafız olduğu görmüş... Sabur nine oğlu Şehabettin'i, Sultan Abdülhamid'in tahttan indirildiği 1909 yılında doğurdum dermiş.

1924 yılında memleketi bırakıp, vatan yollarına düşmüşler... Bilinmeze doğru adım adım... Bu arada yanlarında bir de inekleri varmış... Sabur ninenin kıymetlisi, bırakmaya kıyamadığı... Simsiyah, sadece alnının ortasında beyaz benek olan bir inek... Öyle aksi inekmiş ki; Sabur nineden başkası onu sağamazmış. Her sabah Sabur nine onu okşayarak "Nişim, nişim" diye severek sağarmış. Zor gelmişler Selaniğe... Bu arada Sabur nine, yol boyu her duraklamalarında halı tezgahını açıp halı dokurmuş... Acılarını dokuduğu halıya anlatırmış... 

Gülcemal Gemisi ile ilk İzmir'e inmişler. İzmir'e geldiklerinde  paraları bitmiş. Oradan Mersin'e gönderilmişler. Mersin'e indiklerinde o kadar fakirleşmişler ki; Sabur nine üzerindeki çarşafı çıkarıp çocuklarına çadır yapmış. Ardından trenle Konya'ya getirilmişler. Aksaray'ın ismini beğendiği için orada iskan edilmek istemiş. Orada, bıraktıkları malların karşılığı alamamışlar. Üç katlı konaktan çıkıp, iki oda eve yerleştirilip, 26 dönüm tarla verilmiş.
İskan kaydı Türkiye'ye geldikten sonra verilen mallara ilişkin verilen kayıttır. 

Sabur nine güçlü bir Rumeli kadını... Aksaray'a geldikten sonra da, ölene kadar, tarlalarının bakımından, evinin yapımına kadar bütün işleri kimseye bırakmamış. Kendi ilgilenmiş.


Sabur nineye ait yağdanlık
Utku Emel VARDAR ARIBAŞ'ın annesi Hilmiye

Annane Sabriye, Porturaz'lı... Lakabı Sabır... Mübadele olduğunda 50 yaşında... 5 çocuk annesi... Tefike, Kemal, Hilmiye (Emel Arıbaş'ın annesi), Şevki, Fikriye... Tefike Yunanistan'da evlenir, Mübadele ile getirildiklerinde Bursa'ya yerleştirilir... Sabriye annane ise; diğer dört çocuğu ile birlikte Konya Sille'ye yerleştiriliyor. Sabur nine, soyadı kanunu çıktığında "Vardar" soyadını almış.*

Sabur Ninenin çocukları Azbiye ve Şehabettin

Emel hanım ve ailesi bu sene Atalarının doğduğu topraklardaydı. Memleketin en güzel yerinden topraklar, köy çeşmelerinden sular alındı. Türkiye'ye getirilip mezarlarının üzerine serpildi... Vasiyetleri yerine getirmenin mutluluğunu yaşadılar.




Her Rumeli kadını gibi Emel hanımda sanatkar... Bu sene TOBB Aksaray Kadın Girişimciler Kurulu tarafından" Aksaray'ın ilk kadın terzisi" plaketi verilmiş.



15 yaşında Mübadil olarak memleketten vatana dönüş yapan Şehabettin'in kızı Utku Emel VARDAR ARIBAŞ'ın mübadil ailesinin hikayesi de işte böyle...

Yunanistan memlekettir, Türkiye vatandır bizlere...

*Yazarın notu:

Mübadiller Atatürk'e çok güvenir ve inanırlar. Soyadı Kanunu çıkarıldığında Atatürk'e yakın birkaç aile AOÇ'de Atatürk'ün yanına gelir ve
- "Paşam; size sormak istiyoruz, bizler hangi soyadları alalım?" der. Atatürk de;
- "Sizler Rumeli'den geldiniz. Gelecek nesillere aktarılacak, size oraları hatırlatacak soyadları alın" der...

Bu diyalog Mübadiller arasında hızla yayılır ve memleketlerindeki bir tepenin, ovanın, derenin, gölün ismi Mübadil ailelere soyadı olur.

Kaynak: http://serhira.blogspot.com.tr/2015/10/utku-emel-vardar-aribasin-ailesinin.html

NAİL DEDEMLE BİRLİKTE RAMAZAN BAYRAMI MESAJIMIZ / Sertaç CİHAN


Benim çocukluğumda Ramazan yine yaza gelmişti. Ramazan ayının özelliği, sahurda; akşamdan yoğurulan ve mayalanmaya bırakılan hamurundan pişi yapılır, üşenilmez pişiler kızartılırdı. Bir gün pişi, bir gün soğan, ertesi gün kabak böreği, ertesi gün ekmek balığı, tereyağı, yumurta. Yanında mutlaka taze toplanmış biber, domates, maydanoz, nane, tarhana çorbası. Dört dörtlük sofralarda sahur ve iftar yemekleri yenirdi hep beraber...

Oruç tutsanız da, tutmasanız da mutlaka herkes sahura kalkar, niyetlenenler ertesi gün oruca devam eder, niyetlenmeyenler oruç tutmazdı. Çocuklar öğlene kadar tekne orucu tutardı. Ben uykudan gözümü açamazken, herkes cin gibi kadınlı-erkekli oradan oraya koşturup, masayı hazırlamaya çalışırlardı.

Evde tam bir demokrasi ve iş bölümü vardı. Babaannem ve Dedemle aynı evi paylaşırdık. Fakat aile büyüklerimiz bile, köşelerinde oturmaz kalkar, bir işin ucundan mutlaka tutarlardı. Nihayetinde sahur sofrasına geçildiğinde çocuklar hariç; tüm yetişkinler, günlük kıyafetleri ile masaya otururlardı. Asla sofraya pijamalarla oturulmazdı. Bu durum mübadil Atalarım tarafından "sofraya saygısızlık" olarak nitelendirilirdi. Hele Rahmetli Nail dedem, gömleğini giyer, kravatını takar öyle otururdu sofraya.... Çokk yaşlandığında, küçük küçük adımlarla yürümeye başladığında bile, pantolonunu giyemese de; gömlek ve kravat ile sahur sofrasına oturmayı hiç bırakmadı. Hala hayallerimde altında Sümerbank çizgili pijaması, üzerinde gömlek ve kravatı ile hatırlarım.
Yazının devamı..

ÇARŞIDERE-ÇARŞICUMA KÖYÜ İZLENİMLERİ / Sertaç CİHAN

Geçenlerde  Çorum Çarşıcuma yol  maceramızı "Tabela yok mu tabela" başlıklı yayınımda anlatmıştım. Şimdi sıra köy maceramızda..

Aşağıda göreceğiniz resimler, anlatım bazılarınızın hiç dikkatini çekmiyor, bir şey ifade etmiyor biliyorum... Ama size bir şey söyleyeyim mi; bu resimleri o köy ile bağlantısı olan bir Türk ya da Rum gördüğünde  gözyaşlarına boğulacaktır.

Ailemin geçmişine  merak saldığım ilk yıllarda bir kız arkadaşım bana köklerini buldun farz et, bulup da ne yapacaksın? diye sormuştu. Ben de ona "dedelerim zenci çıkacak o olacak" demiştim. Doğru çıktı. Bizde koskoca  bir imparatorluğun zencileriymişiz meğer...

Allah kimseye yaşatmasın ama anlatmaya çalıştığım köy acılı bir göç hikayesinin tanığıdır... Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez.
Yazının devamı..

Mübadil Aile Hikayeleri: BİRİNCİ KUŞAK MÜBADİL CEMİLE NİNE İLE SÖYLEŞİ / Sertaç CİHAN

Derneğimizin Genel Sekreteri Sertaç ÖZTEPE CİHAN tarafından birinci kuşak Mübadil Cemile Nine ile yapılan söyleşiyi yayınlıyoruz.

MÜBADİL ŞEHİRLER-NİĞDE GEZİSİ / Sertaç CİHAN

18-19 Nisan tarihleri arasında dernekle birlikte Niğde ve köyleri gezimizi düzenledik ve şahane anılarla geri döndük. İlk durağımız Dedemin ve babaannemin köyü Hasaköy (Αξός) idi. Köyün sakinleri ve akrabalarım bizi köy kahvesinde karşıladılar. Kısa bir selamlaşma, kucaklaşmanın ardından getirilen çaylar, pideler ve ayranlarla bizi ağırladılar. Gönlü zengin Anadolu insanları, tüm misafirperverlikleri ile 40 kişiyi yedirip içirip gönderdiler.
Biz de onlara şükranlarımızı belirtip, dostluğumuz pekişmesi için Derneğimizin flamasını, lokum ve takvimimizi hediye ettik. Emeği geçen tüm Hasaköylülere, ileri yaşlarına rağmen hoş geldiniz demeye kadar gelen babamın amcasının çocukları Mecit ÖZTEPE, Kerim ÖZTEPE'ye 2.derece kuzenim Erdal ÖZTEPE ile Ertuğrul YILMAZ, Kenan DEMİR, Bayram YILMAZ, Orhan SÜZER, Ali AKSU ve Sinan ARPAT'a çokk teşekkür ederiz.

MÜBADİL AİLE HİKAYELERİ: Kozana Ağsaklı Köyünden Haydar'ın (Gürkan) Hikayesi / Sertaç CİHAN

Annemin babası Haydar Dedem

01.07.1912  Yunanistan Kozana Aksakallı'nın Davarlı mahallesi doğumlu. Baba adı Mustafa, anne adı Ayşe... Köyün isminin  birçok söyleniş şekli var. İsaklı, Ağsaklı, Aksakallı... Şimdiki Yunanca ismi ise Lefkara... Haydar Dedemin babası Mustafa; Balkanlarda huzursuzluk başlamadan önce bir katlı, iki odalı, iki ara hayatı, dört ara saman hanesi, iki ara ahırı olan, ahırında 2 merkebi, 3 keçisi, 1 koyunu olan, 34 dönüm arazisi, 4 dönüm bağında her nevi mahsulatı ve her çeşit üzümü yetiştiren bir çiftçi...

PİLİÇ YAHNİSİ / Sertaç CİHAN

Sayın Sertaç CİHAN'ın mübadele konulu tüm yazılarına şu bağlantıdan erişebilirsiniz: http://serhira.blogspot.com.tr/search/label/M%C3%9CBADELE 
 
Bugün sizlere mübadillerin özellikle misafirleri geleceği zaman pişirdiği özel yemek, piliç yahnisinin tarifini vermek istiyorum.
Bu piliç yahnisi öyle bir yemek ki; romanlara bile konu olmuş. Halen okuduğum Necati Cumalı'nın "Viran Dağlar"ındaki roman kahramanı Zülfikar Bey'in de en çok sevdiği yemek.


 

Necati Cumalı, piliç yahnisinin verdiği gücü, kuvveti bakın hangi cümlelerle anlatıyor:

MÜBADELEDE GELENLERE AİT EVRAKLAR / Sertaç CİHAN

Sayın Sertaç CİHAN'ın mübadele konulu tüm yazılarına şu bağlantıdan erişebilirsiniz: http://serhira.blogspot.com.tr/search/label/M%C3%9CBADELE 
 

Eski yazılarımı okuyanlar bilir.. Ben aile büyüklerimi araştırmaya başladığımda elimde hiçbir belge yoktu. Zaten  ailem de;  sessizlik yemini etmiş gibi konuşmuyordu. Sadece biz Selanikliyiz. Bizimkiler Selanik'ten gelmişler diyorlar. Başka da hiçbir şey söylemiyorlardı. 1. kuşak mübadil olan Dedemler ve Büyük annemler sırları ile birlikte çoktan toprak olup göçüp gitmişlerdi. Anlaşılan çok acılar çektikleri için sessiz kalmayı tercih ediyorlardı. Yaprak gibi savrulmuşlar, mübadelenin ne demek olduğunu bile anlayamadan vatan bildikleri evlerinden yurtlarından, bilmedikleri bir başka yere gönderilmişlerdi.

MÜBADİL SOĞAN BÖREĞİ / Sertaç CİHAN

Annemle beraber yaptığımız, her mübadilin ve mübadil torunlarının bildiği ve severek yedikleri, bizim için baş börek olan Soğan Böreğinin tarifini vermek istiyorum.
Nefis bir börektir dikkatinize!



Hamuru için

  • Yarım kilo un
  • Tuz
  • Su
  • 1 çay kaşığı karbonat 
Yapılışı
Hepsini karıştırarak 15 dakika yoğurup kulak memesi kıvamında hamur yapılacak. Hamurumuzun üzerine nemli bir bez örtülüp 15 dakika dinlendirilecek.