Ankara Lozan Mübadilleri derneği üyeleri olarak 11- 18 Mayıs 2009 tarihleri arasında 7 gün 6 gece süren dedelerimizin yaşadığı ve “ah memleket, memleket” diye özlemle anarak, anlata anlata bitiremedikleri topraklara yaptığımız geziden dönüşümüzde hepimiz son derece mutlu ve huzurluyduk.
“Hoş geldiniz” diye arayan hemşerilerimiz yolculuğumuz hakkında bilgi almak için beni soru yağmuruna tutarken sorulan suallerden birisi de “ Nasıl bulabildiniz mi köklerimizi oralarda?” oldu!
Önce daha çok taze olan gezi izlenimleri ve yaşanılanların heyecanıyla pek fark etmemiştim sualin ne kadar anlamlı olduğunu. Daha sonra tekrar düşündüğümde fark ettim ne kadar derin ve anlamlı olduğunu. Acaba köklerimizi bulabilmiş miydik?. Gerçekten aradan geçen 86 yıl sonra hala köklerimiz duruyor muydu 400 sene bizim olan bu yerlerde. Cennet gibi yemyeşil köyleri gezerken şırıl şırıl akan dereler, çeşmeler, gövdesi iki insanın kollarıyla zor kavrayacağı kalınlıktaki ulu çınar ağaçları,kestane ve ceviz ağaçları, boyları 30 metreyi geçen servi ağaçları görmüştük bütün köylerde.

Evet bizim köklerimiz oradaki o ulu ağaçlardı. Bizden kalan bir eser var mı? acaba diye oradan oraya koştururken hep yıkılmış, viran olmuş evler, artık sadece temelleri kalmış olan camiler, sürülmüş üzerine ekin ekilmiş mezar yerleri göstermişlerdi bize şimdilerde oralarda yaşayan insanlar. Gerçi çok içten ve sıcak davranmışlardı bizlere. Onlar da daha önce dedelerinin yaşadığı Anadolu topraklarını özlüyorlardı. Aralarında Türkiye’ye gidip dedelerinin yaşadığı toprakları görenlerde vardı, bir çok köy kahvesinde açık televizyonlarda Karadeniz TV’nin izlendiği ve Türkçe türkü ve şarkıların dinlendiğine şahit olduk Bizim Türk olduğumuzu ve Türkçe konuştuğumuzu anladıklarında hemen yanımıza geliyordu Türkçe konuşmaya hasret kalmış yaşlı insanlar. “Sizi gördük canımız geldi” dedi bize yaşlı Lefteris.
İzlenim ve hatıralar çok fazla onun için en başından başlayalım anlatmaya..
