HASAN AKAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HASAN AKAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

BALKAN HARBİ ÖNCESİ MAKEDONYA

-
Ulah
74 465
77 267
41 200
Karışık
101 875
147 244
91 700
TOPLAM
2 880 420
1 145 274
1 820 500

Osmanlı İmparatorluğunun Çöküşünde 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşının Rolü / Hasan AKAR


Hasan AKAR

Osmanlı imparatorluğunun çöküşü hiç şüphesiz Balkan savaşı ve I.nci dünya savaşının sonunda meydana gelmiştir. Ancak bu savaşların kaybedilmesinin nedenleri incelendiğinde ve biraz geriye gidip araştırıldığında asıl nedenin 1877-1878 Osmanlı- Rus Savaşının kaybedilmesinden kaynaklandığı görülecektir. 1877-1878 savaşının askeri alanda kaybedilmesinden sonra yapılan Ayastefanos barış anlaşması ile başlayan ve artarak devam eden bir dizi siyasi beceriksizlik ve öngörüsüzlük ile siyasi ortamın iyi kavranıp doğru değerlendirilememesi neticesinde balkan savaşı ve I.nci dünya savaşlarının hiç girilmemesi gereken ve daha başlamadan kaybedilmiş savaşlar olduğu bu inceleme sonucu yapılan değerlendirmede açıkça ortaya çıkmaktadır.



Balkanlar ve Rumelinde Kurulan Türk Devletleri / Hasan AKAR


Osmanlının Çöküş Döneminde Balkanlar ve Rumeli'nde Kurulan Türk Devletleri

Osmanlı imparatorluğunun çöküşünün artık gözle görülür hale geldiği ve devletin omurgasının kırıldığı bir savaş olarak tarihe geçen, 1877–1878 Osmanlı Rus Savaşı (93 Harbi) sonrası bugünkü Romanya, Bulgaristan balkanlar olarak adlandırılan Rumeli topraklarında yaşayan Türkler tamamen sahipsiz ve güvencesiz olarak kalmışlardı.
Ulus olma ve ulus devlet kurma ülkü ve ideali bilincine erişen Gayri Müslim Osmanlı tabası halklar, büyük devletlerden gördükleri destek ve her türlü yardımlarla Osmanlıya karşı başlattıkları silahlı ve silahsız direniş eylemlerinin sonucunda en büyük zararı burada yaşayan Müslüman Türk halkı görmüştür. Kendisine sahip çıkacak, koruyacak bir Osmanlı devlet gücünün gerek bölgeden çekilmesi, gerekse etkisiz hale gelerek olaylara müdahale edememesi sebebiyle büyük bir göç hareketi başlamış ve asırlardır yaşadıkları atalarının mezarlarının bulunduğu toprakları terk ederek Osmanlı devletinin hâkimiyeti altındaki topraklara sığınmışlardır. Bu göçlerin nasıl ve nerelere yapıldığını emekli büyükelçi Bilal Şimşir “Avrupa’dan Türk Göçleri” adlı eserinde detaylı olarak anlatmıştır.
Ancak bu göçlere rağmen bulunduğu toprakları terk etmeyen, bu topraklarda tutunmak ve var olmak için bir direniş hareketi başlatarak Osmanlıdan bağımsız kendi devlet ve hükümetlerini kuranlar da olmuştur.
Aşağıdaki bilgiler; Osmanlı gücünün bir zamanlar hâkim olduğu topraklardan çekilmesinden sonra bu bölgelerde yaşayan Türkler tarafından kurulan geçici devlet ve hükümetler hakkında verilen özet bilgilerdir.

Mübadilleri Taşıyan Gemiler / Hasan AKAR

30 Ocak 1923 Tarihinde imzalanan Lozan Antlaşmasına göre Rumeli’nden Anadolu’ya göç edecek olan Müslüman halkın sevkiyatları tren ve gemi ile yapılmış olup, sevkiyat 1923 yılı Kasım ayında başlamıştır.

Tren ile ile yapılan sevkiyatlar daha çok Kavala kazasının Sarışaban nahiyesine bağlı iç bölge köylerinde yerleşik mübadillerin “Hüseyinköy” tren istasyonunda toplanması ile buradan İstanbul’a, oradan da gemiler ile Sinop ve Samsun’a yapılmıştır.

Gemi ile yapılan sevkiyatlarda gemilerin kalktığı limanlar Yunanistan’ın Selanik, Preveze ve Kavala Limanı kentleri ile Sakız, Limni, Midilli ve Girit adalarıdır.

Mübadelede görev alan gemilerin isimleri:

Balkanlarda Türk Komitacıları / Hasan AKAR

Balkan harbinden sonra başlayan Rumeli ve Batı Trakya‘da yaşayan Türk’lerin kendilerine yapılan saldırılara karşı korunmak amacıyla direniş ve müdafaa amaçlı münferit Komitacılık faaliyetleri Fuat BALKAN’ın liderliği altında 1919 senesi 5 Haziranından itibaren teşkilatlanarak  1923 senesi 20 Temmuz tarihine kadar 4 sene 45 gün devam etmiştir.

Bilindiği üzere birinci dünya savaşından yenik çıkan Osmanlı Devletinin imzaladığı Sevr barış anlaşmasına dayanarak Yunanlılar 15 Mayıs 1919 da İzmir’e asker çıkararak Anadolu içlerine doğru yürümeye başlamışlardır.

Paris barış konferansı “Yunan işleri Komisyonu” 1 Mart 1919’da Batı ve Doğu Trakya’yı Yunanistan’a vermiş, karar 10 gün sonra 11 Mart 1919’da “Yüksek Konsey” tarafından durdurulmuş, ancak 7 aylık bir beklemeden sonra, 17 Ekim 1919’da  IX.ncu Yunan Tümen Komutanı general Leonardopulos İskeçe’yi resmen işgal etmiştir. 18 Ekim 1919’da Bulgarlar, “Nöyi” antlaşması gereği B.Trakya’nın 6 Kazasını tahliye ederek Yunanlılara bırakmışlardır.

19 Mayıs 1919 da Mustafa Kemalin Samsun’a çıkmasından sonra  başlayan Kurtuluş savaşı 9 Eylül 1922’de Yunanlıların İzmir’den denize dökülmesiyle sonuçlamıştır. Ancak Kurtuluş savaşı Anadolu’da verilmiştir. Anadolu’da Kurtuluş savaşı devam ederken Rumeli ve Batı Trakya’da neler olmuşturda Yunan ordusu Trakyada ilerliyerek İstanbul’a kadar gelememiştir. “Yunan Megalo Idea”sının esası İstanbul’u ele geçirmek değilmidir? Bunun için muhakkak ki birçok siyasi sebepler söylenebilir ama her zaman Yunan’lıların yanında olan galip devletlerin yöneticileri kendilerinin ilelebet İstanbul’da kalamıyacaklarını ve menfaat çatışmaları nedeniyle hiçbirisinin tek başına buraya sahib olmasına diğerlerinin müsaade etmeyeceğini  hesap etmiyorlar mı idi. Eğer Mustafa Kemal kurtuluş savaşından galip çıkmasaydı, İstanbul Osmanlı padişah’ına mı bırakılcaktı?

Anadolu’da devam eden savaş sırasında Yunan ordusunun ilerlemesini engelleyen en büyük sebeplerden belkide en büyüğünün Batı Trakyadaki Komitacılık faaliyetleri olduğu aşikardır. Çünkü bu ilerlemeyi engelliyecek ne Osmanlının askeri ve siyasi gücü vardı, nede galip devletlerin Yunanlılara bu yönde bir  baskısı.

Fazla tarihi detaya girmeden Batı Trakyadaki Türk Komitacılık faaliyetlerinin ne anlama geldiğini Erkan-ı Harbiye-i Umumiyenin (Genel Kurmay Başkanlığı)  harekat şubesinde çalışan Saffet ARIKAN’ın Fuat Balkan’a söylediği şu sözler çok güzel izah etmektedir.
“ Bana bir tek Yunan neferinin saf dışı kılınmasının günde asgari yüz fişeği yaktığı hesap edilse ve isabetin de yüzde bir olduğunu kabul etsek , her günkü zayiatımız harbin devamı müddetince günde bir nefer olacaktır. Senden Türk ordusunu beklediği vazifenin esası . Avrupa toprağındaki Yunan ordusunun olduğu yerde tesbit etmektir. Allah bu vazifende muvaffak kılsın (*)

11-18 MAYIS 2009 YUNANİSTAN GEZİSİ

Geziye katılan üyelerimizden Sayın Hasan AKAR'ın anılarını yayınlıyoruz:
Ankara Lozan Mübadilleri derneği üyeleri olarak 11- 18 Mayıs 2009 tarihleri arasında 7 gün 6 gece süren dedelerimizin yaşadığı ve “ah memleket, memleket” diye özlemle anarak, anlata anlata bitiremedikleri topraklara yaptığımız geziden dönüşümüzde hepimiz son derece mutlu ve huzurluyduk.

“Hoş geldiniz” diye arayan hemşerilerimiz yolculuğumuz hakkında bilgi almak için beni soru yağmuruna tutarken sorulan suallerden birisi de “ Nasıl bulabildiniz mi köklerimizi oralarda?” oldu!

Önce daha çok taze olan gezi izlenimleri ve yaşanılanların heyecanıyla pek fark etmemiştim sualin ne kadar anlamlı olduğunu. Daha sonra tekrar düşündüğümde fark ettim ne kadar derin ve anlamlı olduğunu. Acaba köklerimizi bulabilmiş miydik?. Gerçekten aradan geçen 86 yıl sonra hala köklerimiz duruyor muydu 400 sene bizim olan bu yerlerde. Cennet gibi yemyeşil köyleri gezerken şırıl şırıl akan dereler, çeşmeler, gövdesi iki insanın kollarıyla zor kavrayacağı kalınlıktaki ulu çınar ağaçları,kestane ve ceviz ağaçları, boyları 30 metreyi geçen servi ağaçları görmüştük bütün köylerde.


Evet bizim köklerimiz oradaki o ulu ağaçlardı. Bizden kalan bir eser var mı? acaba diye oradan oraya koştururken hep yıkılmış, viran olmuş evler, artık sadece temelleri kalmış olan camiler, sürülmüş üzerine ekin ekilmiş mezar yerleri göstermişlerdi bize şimdilerde oralarda yaşayan insanlar. Gerçi çok içten ve sıcak davranmışlardı bizlere. Onlar da daha önce dedelerinin yaşadığı Anadolu topraklarını özlüyorlardı. Aralarında Türkiye’ye gidip dedelerinin yaşadığı toprakları görenlerde vardı, bir çok köy kahvesinde açık televizyonlarda Karadeniz TV’nin izlendiği ve Türkçe türkü ve şarkıların dinlendiğine şahit olduk Bizim Türk olduğumuzu ve Türkçe konuştuğumuzu anladıklarında hemen yanımıza geliyordu Türkçe konuşmaya hasret kalmış yaşlı insanlar. “Sizi gördük canımız geldi” dedi bize yaşlı Lefteris.

İzlenim ve hatıralar çok fazla onun için en başından başlayalım anlatmaya..