LOZAN MÜBADELESi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
LOZAN MÜBADELESi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

100. Yıl Etkinliklerimiz 100. Yıla Yakışır Şekilde Devam Ediyor

Ankara Lozan Mübadilleri Derneğimizin 100. Yıl Etkinlikleri 100. Yıla yakışır şekilde devam ediyor. Etkinliklerimize bekliyoruz. Katılmanızdan onur duyarız.

PROGRAM 

16-24 Ocak 2023

  • Mübadil İnsanlar Fotoğraf Sergisi: Metro Sanat Galerisi Kızılay/Ankara

28 Ocak 2023

  • 10:30 Anıtkabir Bayrak Direği Altında Buluşma, 
  • 11:00 Atatürk Mozolesine Çelenk Sunumu,
  • 12:30 1. Türkiye Büyük Millet Meclisi Ziyareti: Ulus/Ankara 
  • 14:00 1. Kuşak Mübadiller Sergisi: Muhsin Ertuğrul Sahnesi Mamak/Ankara
  • 14:30 Mamak Belediyesinin Öğlen Yemeği İkramı  
  • 15:10 Mübadelenin 100. Yılı Konferansı - Mamak Belediyesi Muhsin Ertuğrul Sahnesi Mamak/Ankara
    • Açılış (Sunucu Aygün İlko)
    • Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı
    • Dernek Başkanı Necati Eyduran’ın Açılış Konuşması 
    • Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Dr. Yonca İldeş'in sunumu
  • 17:00 Şef Özlem Karaağaç yönetiminde Ankara Rumeliler Kültür ve Dayanışma Derneği Müzik Topluluğu Mübadele Konseri - Mamak Belediyesi Muhsin Ertuğrul Sahnesi Mamak/Ankara
  • 18:30 Kapanış

 

30 Ocak 2019'da Atamızın Huzurundaydık

30 Ocak 2019 Çarşamba günü Ankara Lozan Mübadilleri Derneği olarak, Mübadeleyi anma etkinlikleri kapsamında, Atamızın huzurundaydık.

 






 




MÜBADİL KURULUŞLARININ ÇAĞRISI

Mübadil Kuruluşlarının Çağrısı

Bundan 93 yıl önce; 30 Ocak 1923 tarihinde,  Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Yunan Hükümeti arasında, Türkiye’de yerleşik Rum-Ortodokslar ile Yunanistan’da yerleşik Türk-Müslümanların zorunlu göçünü öngören Mübadele Sözleşmesi imzalandı.
Yunanistan'ın Balkan Savaşına katıldığı tarih olan; 18 Ekim 1912 tarihinden itibaren yurtlarını terk etmiş olanları da kapsamına alan bu sözleşme ile yaklaşık 2.000.000 insan doğdukları toprakları terk etmek zorunda kaldı.  
Mübadeleye tabi tutulanlar; yüzlerce yıldır ekip-biçtikleri topraklarını, ekmek parası kazandıkları işyerlerini, evlerini, ibadet ettikleri kutsal mekanlarını, sevdiklerinin mezarlarını geride bıraktılar.  Limanlarda, tren istasyonlarında kurulan çadırlarda haftalarca, aylarca beklediler. Çoğu yolcu taşımaya elverişsiz olan gemilerle olmak üzere iki ülke arasında günler, haftalar süren yolcuklar yaptılar.  Bu uzun ve zahmetli yolculuk sırasında yaşamını kaybeden yakınlarını denize verdiler. Yetersiz beslenmeden ve kötü fiziki koşullardan ötürü hastalanarak ölenler oldu.  Aileler dağıldı. Yeni vatanlarında uzun süre uyum güçlüğü çektiler.
Mübadillerin doğdukları toprakları ziyaret etmelerine uzun yıllar izin verilmedi. 1. Kuşak mübadillerin hemen hemen tamamı memleket hasreti ile bu dünyadan sessizce göçüp gittiler. Son yıllarda giderek artan sayıda mübadil çocuğu ve torunu , bir vasiyeti yerine getirircesine  aile büyüklerinin  “memleket” dedikleri toprakları ziyaret etmek istiyor. Onların doğdukları kentleri, köyleri, mahalleleri, ibadet ettikleri kutsal mekanları  görmek istiyor. Kendi özel tarihlerine ve kültürlerine ait izleri sürmek istiyor. Ancak; T.C vatandaşlarına vize uygulanması, vize alırken çekilen sıkıntılar düş kırıklığı yaratıyor.
- AB yöneticilerinden, Yunanistan ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerinden iki halk arasına örülen vize duvarının kaldırılmasını tekrar tekrar talep ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan mübadiller de Yunanistan vatandaşı olan Rum Ortodoks mübadiller gibi aile büyüklerinin doğdukları toprakları vizesiz olarak ziyaret etmek istiyor.
- Vizesiz ziyaret imkanı sağlanıncaya kadar mübadil kökenlilere A.B.D ve İngiltere'nin uyguladığı gibi uzun süreli 5 -10 yıllık vize verilmesini talep ediyoruz.
- Eğer Shengen vize mevzuatı uzun süreli vize için bir engel teşkil ediyorsa Türkiye ve Yunanistan hükümetleri mübadele sözleşmesi nedeni ile yaşadıkları ülkeleri terk etmek zorunda kalanlara, onların çocuklarına ve torunlarına çifte vatandaşlık hakkı tanımalıdır.
- Mübadillerin kayıtları T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünde mevcuttur. İlgililerden, aile büyüklerimize ait bilgilerin yer aldığı Muhtelit Mübadele Komisyonu Tasfiye Talepnamelerinin Cumhuriyet Arşivi ONLİNE Kataloglarına tekrar geri yüklenmesini talep ediyoruz.
- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yunanistan Hükümeti'nden mübadillerin geride bıraktıkları cami, kilise, tekke, manastır, türbe, şehitlik, mezarlık  gibi  kutsal mekanların, hamam, bedesten, çeşme, ayazma gibi yapıların günümüze kadar ayakta kalmış olanlarının karşılıklı olarak restore etmelerini ve korumalarını talep ediyoruz.  Türkiye'deki ve Yunanistan'daki yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının mimari mirasın korunması konusunda gösterdikleri  çabaları takdirle karşılıyoruz. Merkezi yönetimlerin ve Avrupa Birliği'nin de her iki ülkedeki kültürel mirasın korunması için yerel yönetimlere maddi ve teknik destek vermelerini istiyoruz.
Mübadil kuruluşları olarak dikkat çekmek istediğimiz önemli bir konu da Ortadoğu'da devam eden kanlı çatışmalar ve savaşlardır.
Ortadoğu'daki savaşlar ve çatışmalar nedeni ile insanlığın binlerce yıllık kültürel mirası yok ediliyor. Suriye'de, Irak'ta yüzbinler yaşamını yitirdi ve bu acımasız savaş bütün hızıyla sürüyor. Milyonlarca insan canını kurtarmak için ülkesini terk ediyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin verdiği resmi rakamlara göre Aralık 2015 ayı itibariyle Suriye'yi terk edenlerin sayısı 4.390.439 kişiye ulaştı. Türkiye'deki kayıtlı mülteci sayısı 2.400.000 kişi. Tükiye'deki mültecilerin büyük çoğunluğu yeniden bir yaşam kurabilmek amacıyla lastik botlarla Ege Denizini geçerek Yunanistan'a, oradan da Avrupa Ülkelerine ulaşmak için ölümcül  yolculuklara çıkıyor. Ege'nin/Akdeniz'in soğuk sularında günde 9 mülteci can veriyor. Bir yıl içinde denizlerde yaşamını kaybedenlerin sayısı 3771 kişi. Bunların %20'si Aylan Bebek gibi 0-11 yaş arasındaki çocuklar.
Mübadelenin 93.yıldönümü nedeni ile mübadil kuruluşlarının düzenlenledikleri anma etkinliklerinde; savaşlarda, çatışmalarda, terör saldırılarında, mübadele sürecinde yaşamını yitirenler ile umut yolculuğunda yaşamlarını yitiren Aylan Bebeklerin  anısına denize kırmızı karanfiller bırakıyoruz.
Emperyalist çıkarlar uğruna sürdürülen, yüzbinlerce insanın ölümüne, milyonlarca insanın ülkelerini terk etmelerine neden olan bu savaşları çıkaranları, destekleyenleri ve sessiz kalanları şiddetle kınıyoruz ve yüksek sesle haykırıyoruz:
Savaşa son verin!
Ölümleri durdurun!
Mülteci dramı son bulsun..
Bu topraklarda yaşayan halkların geçmişinde yüzlerce yıllık birlikte yaşam deneyimi var. Bizler; mübadil çocukları ve torunları olarak, Mübadelenin 93. Yıl dönümünde Orta Doğu'da, Balkanlar’da, Akdeniz'de, Ege'de ve yaşadığımız coğrafyada çatışma yerine barış, farklı olanı sürgün yerine birlikte yaşama ortamının oluşturulabileceğine yürekten inanıyoruz.
Savaşlarda ve göç yollarında yaşamını yitirenleri saygı ve rahmetle anıyor, çekilen acılar bir daha yaşanmasın diyoruz..
Kamuoyuna saygıyla sunarız.

30.01.2016

NAİL DEDEMLE BİRLİKTE RAMAZAN BAYRAMI MESAJIMIZ / Sertaç CİHAN


Benim çocukluğumda Ramazan yine yaza gelmişti. Ramazan ayının özelliği, sahurda; akşamdan yoğurulan ve mayalanmaya bırakılan hamurundan pişi yapılır, üşenilmez pişiler kızartılırdı. Bir gün pişi, bir gün soğan, ertesi gün kabak böreği, ertesi gün ekmek balığı, tereyağı, yumurta. Yanında mutlaka taze toplanmış biber, domates, maydanoz, nane, tarhana çorbası. Dört dörtlük sofralarda sahur ve iftar yemekleri yenirdi hep beraber...

Oruç tutsanız da, tutmasanız da mutlaka herkes sahura kalkar, niyetlenenler ertesi gün oruca devam eder, niyetlenmeyenler oruç tutmazdı. Çocuklar öğlene kadar tekne orucu tutardı. Ben uykudan gözümü açamazken, herkes cin gibi kadınlı-erkekli oradan oraya koşturup, masayı hazırlamaya çalışırlardı.

Evde tam bir demokrasi ve iş bölümü vardı. Babaannem ve Dedemle aynı evi paylaşırdık. Fakat aile büyüklerimiz bile, köşelerinde oturmaz kalkar, bir işin ucundan mutlaka tutarlardı. Nihayetinde sahur sofrasına geçildiğinde çocuklar hariç; tüm yetişkinler, günlük kıyafetleri ile masaya otururlardı. Asla sofraya pijamalarla oturulmazdı. Bu durum mübadil Atalarım tarafından "sofraya saygısızlık" olarak nitelendirilirdi. Hele Rahmetli Nail dedem, gömleğini giyer, kravatını takar öyle otururdu sofraya.... Çokk yaşlandığında, küçük küçük adımlarla yürümeye başladığında bile, pantolonunu giyemese de; gömlek ve kravat ile sahur sofrasına oturmayı hiç bırakmadı. Hala hayallerimde altında Sümerbank çizgili pijaması, üzerinde gömlek ve kravatı ile hatırlarım.
Yazının devamı..