Osmanlı İmparatorluğunun Çöküşünde 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşının Rolü / Hasan AKAR


Hasan AKAR

Osmanlı imparatorluğunun çöküşü hiç şüphesiz Balkan savaşı ve I.nci dünya savaşının sonunda meydana gelmiştir. Ancak bu savaşların kaybedilmesinin nedenleri incelendiğinde ve biraz geriye gidip araştırıldığında asıl nedenin 1877-1878 Osmanlı- Rus Savaşının kaybedilmesinden kaynaklandığı görülecektir. 1877-1878 savaşının askeri alanda kaybedilmesinden sonra yapılan Ayastefanos barış anlaşması ile başlayan ve artarak devam eden bir dizi siyasi beceriksizlik ve öngörüsüzlük ile siyasi ortamın iyi kavranıp doğru değerlendirilememesi neticesinde balkan savaşı ve I.nci dünya savaşlarının hiç girilmemesi gereken ve daha başlamadan kaybedilmiş savaşlar olduğu bu inceleme sonucu yapılan değerlendirmede açıkça ortaya çıkmaktadır.



Eğer 1877-1878 Osmanlı Rus savaşının kaybedilmesi ile ortaya çıkan durum siyasi olarak kavranabilmiş olsa ve sebep-sonuç ilişkileri değerlendirilerek ders çıkarılabimiş olsa, küçük hesaplar yapılarak kısa vadeli çözümler aramak sureti ile günü kurtarmak yerine imparatorluk menfaatleri ile büyük devlet menfaatleri arasındaki farklar iyi değerlendirilmiş olsa idi hiç şüphe yokki sonuç çok daha farklı olacak idi.

Çöküşü hızlandıran ve nihayetinde yaşanılan çöküşün asıl nedeni askeri alanda yaşanan başarısızlık olmayıp siyasi alanda yapılan hatalardır. Esasen bahse konu savaşlardaki askeri alanda yaşanan başarısızlıklar siyasi alanda yapılan hataların sonucudur.

Siyasi alandaki bu öngörüsüzlüğün ne olduğu ile ilgili olarak Balkan savaşı öncesindeki balkan devletlerinin durumu ve siyasi ortam hakkında yapılan ufak bir değerlendirme hakikatı ortaya çıkarmak için yeterli olacaktır. Balkan savaşından hemen sonra kaleme aldığı “Balkan Savaşı” adlı eserinde Aram Andonyan savaş öncesi siyasi ortamı değerlendirirken şöyle demektedir;

“Dikkati çeken noktalardan birincisi dört balkan devleti arasında kurulan ittifaktır. Bu dört devlet daha dün birbirlerine düşman ülkelerdi. Buharistan ile Sırbistan bağımsızlıklarına kavuşur kavuşmaz birbirleri ile savaşmışlardı ve Sırp’lar son yıllara varıncaya dek dek yenilgilerini unutmuşa benzemiyorlardı. Yunanlılar ile Bulgarlar daha birkaç yıl öncesine kadar düpedüz birbirlerini boğazlıyorlardı. Karadağlılar ile Sırplar aralarındaki kan bağına rağmen sürekli olarak birbirleriyle çatışır hatta vuruşurlardı. Nasıl oldu da birbirlerinden nefret eden bu bağımsız devletler tek bir gaye etrafında birleşebildiler. Hele bugüne kadar aralarındaki çatışmaların esas konusunu meydana getiren bu gaye üzerinde anlaşabildiler. Bu kin nedeninden bir milli ülkü oluşturmayı nasıl başardılar.

1877-1878 savaşında bir dizi başarısızlığa rağmen Türk ordusunun savaşın en zor ve umulmadık anlarında gerçek bir kahramanlık gösterebildiği inkar edilemez. Gazi Osman paşanın yiğitçe, kahramanca direnişini kıran Ruslar General Gurko ile Şıpka’ da Süleyman paşanın ordusunu 1878 ocak ayında yenilgiye uğratarak 25.000 esir almışlar ve büyük bir direnç ile karşılaşmadan Edirne'ye girmişlerdir.

Ne varki savaş sadece sonucuna göre değerlendirilir. Siyaset duygularla yönetilmez ve kimse niçin yenilgiye uğranıldığı sorunu ile ilgilenmez, yenilginin sonu ne olacak, ne kaybedilecek sorusu üzerine yoğunlaşır ve askeri alanda biten savaş siyasi alanda devam eder.

1877- 1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra imzalanan “Ayastefanos” barış antlaşması nedir? Daha sonra imzalanan “Berlin Antlaşması” ile ne gibi değişikliklere uğramıştır? İlk anlaşma ile savaşın taraflarının kazanç ve kayıpları ile sonraki antlaşmada neler değişmiş? Savaşa taraf olmayan avrupa devletlerinin kazanç ve kayıpları neler olmuştur? Bu suallerin cevapları nı antlaşmaların maddelerine baktığımızda açıkça görebiliriz.

3 Mart 1878 de imzalanan Ayestefonos antlaşmasına göre özet olarak;

· Rusya 5,5 Milyon savaş tazminatı talep etmektedir. Bunun ödenemeyeceğini bildiğinden Asya’da Batum, Ardahan, Kars ve Bayazıt’ı, Avrupa’da Dobruca’yı talep ediyor. Besarabya’ya karşılık Dobruca’yı Romanya’ya verecek böylece Tuna’ya kadar genişlemiş olacaktır.
· Üç yarı bağımsız balkan devleti, Romanya, Sırbistan ve Karadağ tam bağımsız olacak ve üstelik genişleyeceklerdir.
· Bosna-Hersek hem Avusturya hemde Rusya’nın gözetimi altında özerk olacaktır.
· Büyük Bulgar prensliği kurulacak, Tuna’dan Adriyatik’e uzanacak, esas Bulgaristan’dan başka Rumeli ve Makedonyayıda içine alacak.
· Bulgar prensliği ve Ermeni vilayetleri de antlaşmanın 16.ncı maddesi gereği Türkiye’den ayrılıp Rus himayesine girecek.

Böyle bir antlaşma sonucunda Rusya'nın kontrolü ele geçirdiği, sıcak denizlere inme hedefine ulaşacağı, bütün Osmanlı Avrupasında hatta Küçük Asyanın doğusunda istediği yapılanmayı oluşturabileceği aşikardır ve açıkça görülmektedir ki böyle bir antlaşma hem İngiliz hemde Avusturya-Almanya menfaatlerine aykırıdır. Yani bölgede tesis edilecek olan Rus hakimiyeti bırakın İngilizlerin Ortadoğudaki menfaatlerini ve çıkarlarının güvenliğini engellemesini, Hindistan ile arasına Rus duvarının girmesi ile ileride Hindistan’ın elinden çıkmasına neden olabilecek, Mısır’ın ele geçirilmesi projesini suya düşürecektir.

Tabii bu antlaşma aynı zamanda Almanların “Drag Nach Osten” yani Doğuya doğru yayılma projesinin ve Adriyatik- Ege denizi Selanik üzerinden denize açılma emellerinin sonu demek olacaktı.

Halbuki II.nci Abdülhamit bırakın büyük siyasi dehasını kullanarak büyük devletlerin menfaat çatışmasını görerek onları karşı karşıya getirip aradan sıyrılma becerisini göstermeyi, savaşın bir an önce sona ermesi ve saltanatına karşı oluşacak tehlike ve tehdidin bir an önce ortadan kaldırılması amacıyla antlaşma imzalamak üzere elçilerini göndermişti bile.

Şıpka’da Süleyman paşayı yenilgiye uğratarak 25.000 esir alan Rus orduları büyük bir direnç ile karşılaşmadan Edirne’ye girdiklerinde sultan Abdülhamit’in mütareke isteyen elçileri de ertesi gün Edirne’ye ulaşmış oluyordu. Ancak büyük Bizans’ın başkentini 425 yıl sonra ele geçirmeyi düşleyen Rus orduları komutanı Grandük Nikola elçileri geri yollamayı ve barış görüşmelerini İstanbul’da yapmaya hevesleniyordu.

Barış şartlarının ne olacağı ve bıçağı Osmanlının boğazına dayayan Rusya’nın her istediğii elde edeceği endişesi ile İngiltere savaş filolarına Çanakkale boğazını geçme emri veriyor fakat bu tutum aksi tesir yaratıyordu. Grandük Nikola İngilterenin bu blöfüne karşılık sultana haber yollayarak İngiliz donanması çekilmediği takdirde İstanbulu ele geçireceği tehdidinde bulunuyor ve Rus ordular Ayastefanos önlerine kadar geldiklerinde Sultan Abdülhamit İngilizlerden gemileri çekmelerini rica etmesi ve ingiliz filosunun İstanbuldan ayrılması ile barış görüşmelerine başlanabilmiş idi.


Ayastefenos Antlaşması sadece Osmanlı Devletinin varlığını tehlikeye atmakla kalmıyor, Karadeniz üzerindeki egemenlik hakkını tamamen Rusya'ya bırakarak doğuda çıkarları bulunan tüm Avrupa devletlerinin hesaplarını bozuyordu. Tabii ki en başta İngiltere’nin.

Barış şartlarını haber alan İngiltere kabinesi önce Rusya’ya savaş tehditleri yağdırmaya, silah ve asker yığmaya başlıyor ancak Rusya’nın bu tehditlere aldırış etmemesi üzerine Avusturya’ya baş vurarak Osmanlı devletini Avusturya-İngiltere himayesine sokmayı ve Rusları zaferin meyvalarını aşmaktan yoksun bırakmayı deniyor (Konu ile ilgili bir anıyı aşağıdaki not’ta bulabilirsiniz). Ancak Avusturya Başbakanı’nın “Rusya’ya yeni taraftarlar kazandıracağı ve sınır ülke olması nedeniyle Rus tehdidinin artacağı endişesiyle” bu öneriye sıcak bakmaması üzerine İngiltere doğrudan Osmanlı devletine baş vurmuş ve özellikle Asya bütünlüğünü muhafaza etme garantisi veren bir antlaşma imzalanmıştır. (Ancak bu antlaşmaya bağlı gizli bir antlaşma ile de Kıbrıs’ı işgal etme hakkını elde etmiştir). Daha sonra İngiltere, Osmanlı devleti ile imzaladığı bu garanti antlaşmasına dayanarak Ayastefanos antlaşmasının düzeltilmesini talep etmişir.

Ayastefanos Antlaşması ile Bulgaristan'ı himayesi altına alacak olan Rusya ile bir denge kurmak ve özellikle Bosna-Hersek’i işgal etmek ve Sırbistan ile Karadağ’ı kendi himayesine alarak ekonomik ve siyasi genişlemesini sağlamak için Selanik ve Adalar yolunu açık tutmak isteyen Avusturya, İngiltere'den önce davranarak antlaşmanın yeniden ele alınarak Avrupa devletlerinin çıkarlarını Osmanlı devletinin yeni durumuna uydurmak üzere “Avrupa Kongresi’nin” toplanmasını talep etmiştir.

Aslında Ayastefanos Antlaşması ile çok büyük kazanç sağlayan Rusya'nın karşısında sadece İngiltere olsaydı boyun eğmeyebilirdi. Ancak sınır komşusu Avusturya’nın antlaşma açıklandıktan sonra güney sınırlarında askeri hazırlıklara başlaması ve seferberlik halini ilerletmesi Rusya’nın endişe duymasını gerektiren işaretlerden birisi olmuştu.

Rusya Almanya’ya baş vurarak İngiltere ile kozunu paylaşıncaya kadar Avusturya’nın tarafsız kalmasını temin etmesi için talepte bulunmuş ancak Bismark, Slav nüfusunun aşırı yayılacağı ve genişleyeceği endişesi ile teklifi kabul etmemiş aksine Avusturya’nın kongre teklifini destekleyerek toplanacak kongrede Alman çıkarını gözetmeyerek namuslu arabulucu rolünden dışarı çıkmayacağını beyan etmiştir.

Rusya karşısında oluşan birlik karşısında elde etmiş olduğu kazanımları tamamen kaybetme riskini göze alamayarak kongre teklifini kabul etmek zorunda kalmıştı.

Bütün bu gelişmeler olurken Sultan Abdülhamit sadece seyirci kalmanın dışında hiçbir müdahalede bulunmamış ve Berlin’de yapılacak olan kongreye Mehmet Ali Paşa, Kara Todori Paşa ve Sadullah Bey adında 3 delege göndermiştir.

13 Haziran 1878 de toplanıp 13 Temmuz’da sona eren Berlin Kongresi sonucunda tarafların kayıp ve kazançlarına genel olarak baktığımızda aşağıdaki durumu görüyoruz;

· Avusturya: Bosna-Hersek’i işgal etmekle kalmıyor, lüzum gördüğünde “Novi Pazar “ sancağını da işgal etme serbestisini elde ederek Selanik yolunun açık tutulmasını sağlıyor.
· Osmanlı Devleti: Her ne kadar aleyhinde de olsa Ayastefanos antlaşması ile içine düştüğü feci durumdan kurtulmuştur denilebilir.
· Yunan, Sırp, Bulgar ve Karadağ devletleri: balkan halklarını hayal kırıklığına uğratmış, Ayastefenos antlaşması ile Osmanlının yağmasından kazanacakları paylar kesintiye uğramıştır. Bu durum belki de birbirlerine tarihi düşmanlıklar besleyen bu halkların Balkan Savaşı öncesi menfaat birliği sağlayıp bir anlaşmaya gitmelerini kolaylaştırma sonucunu doğurmuştur.
· İngiltere: Kıbrıs’ı elde etmiş, Rus tehlikesine karşı Süveyş kanalını ve Hindistana giden yolları emniyete almıştır. İngiltere’nin en büyük kaybı osmanlının İngiliz nüfusundan çıkıp Alman nüfusuna girmesi olmuştur
· Almanya: Berlin Antlşmasından en kazançlı çıkan devlet olmuştur. Yavaş yavaş önce bir kurtarıcı gibi gözükerek Osmanlıya yanaşmış ve Kayzer Wilhelm’in şahsi dostluk gösterileri ile Abdülhamit’i büyülemesi sonucu her alanı kapsayacak bir yayılma ile doğunun kaynaklarını ele geçirmeye başlamış, Bağdat demiryolu imtiyazını sağlayarak Asya'daki Osmanlının en hayati kısmının ekonomik ve siyasi nüfuzu altına almayı başarmıştır.

Not:

Ayastefanos antlaşmasının değiştirilmesi ile ilgili olarak İngiltere’nin yaptığı çalışmalardan birisini Türk siyaset adamı ve tarihçi yazar ord. Prof. Yusuf Hikmet Bayur (kendisi aynı zamanda Kıbrıslı sadrazam Kamil Paşa'nın torunudur ve Lozan antlaşması görüşmelerinde Türk heyetine danışmanlık etmiştir) anılarında şöyle anlatmaktadır.

“1924 yılında görevli olarak Londra’da bulunduğum sırada o dönemde başbakan olan Disraeli’nin özel sekreterliğini yapmış olan emekli Albay Slade ile tanışmış ve ondan geçmişe ait bazı olayları dinlemiştim. Albay Slade’in bir anısı şöyle idi;
Bir gün Disraeli, maliye bakanı olan ağabeyime akşam yemeğine gelmişti. Dönüşünde arabanın kalktığı sırada bana: “Slade yarın sabah Korfu’ya git” dedi … Korfu’ya vardığımda oradaki ingiliz konsolosu aldığı bir şifreli gereğince bana şu hususları bildirdi;

1- Korfu valisini görüp İngiltere başbakanı adına adaya yakında gelecek olan 150.000 kişilik bir ordu için yer tahsisi isteyeceğim ve şunu ekleyeceğim; Vali bunu ne krala nede hükümete bildirecektir. Eğer bildirecek olursa İngiltere hükümeti onun bir daha devlet hizmetinde kullanılmamasını Yunan Hükümetinden isteyecektir.
2- 150.000 kişilik ordunun üç aylık yiyeceğini, adıma açılmış olan kredi ile Avusturya-Macaristan’dan satın alıp Korfu’da depo edeceğim.

Valiye gerekeni söyledikten sonra yiyecek satın alma işine koyuldum. Bir müddet sonra Berlin antlaşması imzalandı ve bana satın aldıklarım ile satın alma işlerini konsolosa bırakıp geri dönmem emri geldi.

Londra’ya varıp Disraeli’yi gördüğümde bana olanı biteni şöyle anlattı;

“ Korfu valisi Yunan kraliçesinin dostudur ve bu yüzden daha önemli bir görevden alınıp bir sürgün gibi Korfu’ya vali yapılmıştır. Oradan gizlice de olsa kraliçe ile mektuplaşmaktadır. Onu benim adıma tehdit ederek işi ne krala ne de hükümete yazmaması bildirilince , o kraliçeye yazacaktır. Kraliçe ise Ayastefanos’ta bulunan Rus başkumandanı Grandük Nikola’nın kız kardeşidir. Tabii olarak o da haberi kardeşine ulaştıracaktı ve netice olarak ulaştırmıştır. Böylelikle Rus hükümeti hiç kuşkulanmadığı bir kaynaktan, istediklerimiz yapılmazsa savaşa girmeye karalı olduğumuz inancına varacaktı ve varmıştır.”